Herkes Kemalizm’i tartışıyor. Kimine göre sağ,kimine göre sol, kimine göre liberal, kimine göre sosyalist… Herkes kendi penceresinden bir anlam yüklüyor Kemalizm’e…Peki nedir Kemalizm?Neyi hedeflemiştir? Neyi başarmıştır?
Bunu anlamak için önce Türkiye’nin tarihine ve durumuna bakmak gerekmektedir. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğan bir devlettir. Osmanlı bir zamanlar dünyanın en güçlü devletlerinden biri iken, zamanla düşün dünyasında,ve iktisaden gücünü kaybetmeye başlayan bir din-tarım imparatorluğudur.
Zamanla batı dünyası karşısında gerilemeye başlayan Osmanlı İmparatorluğu ömrünün son günlerini geçirirken Birinci Büyük Paylaşım Savaşı’na katılarak zaten beklenmekte olan sonunu hızlandırmıştır. Birinci Paylaşım Savaşı sonrası emperyalist batılı devletler tarafından her yerinden işgale uğrayan Osmanlı Devleti’nin bütün yeraltı ve yer üstü kaynakları da batılı emperyalistler tarafından yağmalanır. Artık her şeyin bittiğinin düşünüldüğü devrede, Anadolu’da bir direniş hareketi başlar.
Bu hareket hem ülkeyi işgal eden emperyalist devletlere,hem de kendi saltanatlarını korumak için emperyalistlerle işbirliği yapan, yüzyılların çürümüş gerici dünyasına ve saltanat rejimine karşıdır. Bir yandan ülke kurtarılacak, öte yandan da ülkeyi bu hale getiren,artık toplumun zararına olmaya başlayan kesimlerle de hesaplaşılacaktır.
İşte bu ihtilal hareketinin lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür… Mustafa Kemal Atatürk öncülüğündeki Türk İhtilali, Dünya’da emperyalizme karşı kazanılan ilk zaferdir ve bu yönüyle de tüm esirler dünyasına örnek olmuştur. Artık geri kalmış bir din-tarım monarşisinden,modern bir ulus-devlet yaratılmıştır.
İşte bu hareketin genetik kodlarının yazılı olduğu fikir sistemine Kemalizm diyoruz. Kemalist tabiri 1919 yılından itibaren Anadolu’daki direniş hareketine katılanları tanımlamak adına batı dünyasında kullanılmaya başlanmıştır.Türkiye’de de 1935’te CHP 4. Büyük Kongresi’yle CHP programına girmiştir.
Kemalizm; emperyalizme karşı milliyetçiliği, kapitalizme karşı halkçılığı ve devletçiliği, gericiliğe karşı laikliği, muhafazakârlığa karşı devrimciliği, oligarşiye karşı ise cumhuriyetçiliği savunan bir ideolojidir. Batının emperyalist düzenine karşı anti-emperyalist bir mücadelenin ideolojisi olarak doğan Kemalizm, yıkıntı halinde devralınan bir devlet ve toplumun hızlı adımlarla o günün dünyası ile bütünleşmesini sağlamaya çalışmıştır ve dolayısıyla da devrimcidir.
Kemalizm mazlumlar dünyasına örnek olmuş bir harekettir. Dünya’nın tüm sömürge ülkeleri bu hareketin izinden giderek birer birer bağımsızlıklarını kazanmışlardır Devrimci bir hareket olarak doğan Kemalizm,dış dünyaya karşı ülkenin, içerde ise mazlum Türk insanının haklarını savunan bir harekettir. Geniş halk yığınlarının refahını sağlamayı planlayan bir sistematiktir.Hem antiemperyalist gelenekten gelmesi, hem halkçı özelliği Kemalizm’in bir tür sol düşünce sistemi olduğunu bize göstermektedir.
Kemalizm’in kodlarını Anadolu İhtilali’nin sözcüsü Hakimiyet-i Milliye gazetesi yazılarında görebiliriz.Bakın Mustafa Kemal 1920 yılında Hakimiyet-i Milliye gazetesindeki köşesinde ne diyor:
Sağa mı? Sola mı? Nereye Gideceğiz? Herhalde sağa değil. Çünkü insanlar fikirleriyle haysiyetleriyle, ilimleriyle devamlı olarak aksi istikameti takip ediyorlar. Eski tarihin insanlığı kendi kendine bağlayan bağları, bilhassa Umumi Harbin yaptığı büyük sarsıntıdan sonra, büsbütün gevşedi. Ve sola doğru, bazı memleketler seri ve hamleli, bazı memleketler de yavaş ve temkinli bir yürüyüş başlattı.
Yine bir başka Hakimiyet-i Milliye yazısında bakın ne deniyor:
En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ve ne de filan millettir... Bilakis bu, adeta bütün dünyaya hâkim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.
İşte Türk Devrimi bu ruhla başarılmıştır. Emperyalist dünya kendisine atılan tokadı bir türlü unutamamıştır. Bu yüzden bugün dahi içeriden devşirdiği yeni Ali Kemaller ile Kemalizm’e saldırıyorlar. Çünkü vahşi kapitalizm ve emperyalizm hiçbir zaman ideallerinde vazgeçmemiştir ve solla olan mücadelesini kazanmadan başarılı olamayacağını çok iyi bilmektedir.Ve ezilen Dünya’nın solu olarak doğan Kemalizmle de bu yüzden uğraşmaktadır.
Kimi kesimler Kemalist hareketin milliyetçi olduğunu, bu yüzden de sol olmadığını iddia etmektedir. Onlara göre milliyetçi olununca solcu olunamaz.Bu kesimlerin iddiaları asılsızdır. Dünya’nın mazlumlar dünyasının tüm sol hareketleri milliyetçidir. Bunu tüm ezilen ülke devrimcilerinde görebilirsiniz. Milliyetçi olmadan anti-emperyalist olunmaz. Anti emperyalist olmadan da solcu olunmaz. Çin Devrimi’nin lideri Mao milliyetçidir ve kültür devrimini başlatmıştır. Rus Devrimi’nin ünlü isimlerinden Sultan Galiyev turancı bir sosyalisttir.
Dünya’nın seçimle işbaşına gelen ilk sosyalist devlet başkanı Salvador Allende milliyetçi bir insandır ve ülkesinin ekonomisini milli bir temele oturtmaya çalışmıştır. İran’da şahlık rejimini devirerek iş başına gelen Doktor Musaddık bir solcu-milliyetçidir ve İran’daki yabancı petrol devletlerini millileştirmeye çalışmıştır. Bugün Venezuela’yı ayağa kaldıran Hugo Chavez ideolojisini Bolivarcı devrim olarak sunmuş bir sosyalisttir.
Mısır’da sol bir sistem kurmaya çalışan ve emperyalizmin sesi İsrail’e karşı mücadele eden Cemal Abdulnasır Arap milliyetçisidir. Filistin’i bağımsızlığa kavuşturmaya çalışan Yaser Arafat’ın Filistin Kurtuluş Örgütü sosyalist bir örgütlenmedir. Bu liste daha da uzatılabilir.Ama sanırım bu isimler yeterlidir.
Peki Kemalizm solun hangi kesimindedir? Bunu da Kemalist devletçiliğe bakarak anlayabiliriz. Kemalist devletçilik ekonominin yönlendirilmesini kamu adına devletin yapmasını, kamu yatırımlarının halka ucuz hizmet üretmesini bununla beraber özel sektörün de olması gerektiğini söylemektedir.
Bu haliyle bakıldığında Kemalizm’in bir merkez-sol ideolojisi olduğunu görmekteyiz. Merkez sol bir ideoloji olarak doğan bu ideoloji zamanla bağrından sosyalizme uzanan, yada dünkü düşmanla yani kapitalizm afetiyle işbirliğine giden insanlar da çıkarmıştır. Bu Kemalist ideolojiyi bağlamaz. Bu insanların savrulmasıdır. Ancak zamanla sosyalizme savrulan kesimler de her zaman Kemalizm’e saygı duymayı sürdürmüştür.
Onun anti emperyalist ve millici kimliğini savunmaktan imtina etmemişlerdir.Bakınız Deniz Gezmiş 29 Ocak 1971 tarihinde babasına yazdığı mektubunda ne diyor :
Baba ;
Sana her zaman müteşekkirim. Çünkü kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.
Baba biz Türkiye'nin ikinci kurtuluş savaşcılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da.
Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi. Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları.
Düşün baba, bugünkü hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdalar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız. YA VATAN YA ÖLÜM!
Sanırım bu mektup pek çok şeyi açıklamaktadır. Bir başka örnek olarak da yine Türkiye sol siyasetinin sembol olmuş isimlerinden olan Mahir Çayan’ın Kesintisiz Devrim adlı eserinde Kemalizm’i nasıl tanımladığına bakalım:
Kemalizm, emperyalizmin işgali altındaki bir ülkenin devrimci-milliyetçilerinin bir milli kurtuluş bayrağıdır. Kemalizmin özü, emperyalizme karşı tavır alıştır. Kemalizmi bir burjuva ideolojisi, veya bütün küçük - burjuvazinin veyahut asker-sivil bütün aydın zümrenin ideolojisi saymak kesin olarak yanlıştır. Kemalizm, küçük-burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır alışıdır.
Bu yüzden, Kemalizm soldur; milli kurtuluşçuluktur. Kemalizm, devrimci-milliyetçilerin, emperyalizme karşı aldıkları radikal politik tutumdur.'
Yazımızı bitirirken Hem Deniz’in hem Mahir’in görüşlerine yer verdik. Sol düşüncenin sembolü olan bu iki genç insan hiçbir zaman Kemalizm’e olan saygılarını kaybetmemişlerdir. Bugünün solcusu Kemalizm’le hesaplaşma değil, Kemalist devrimin tamamlayamadığı çarpıklıkları gidermekle yükümlüdür. Çünkü unutmayalım ki bu vatan kolay kazanılmadı ve emperyalizm her zaman daha fazlasını isteyecektir. Bugün Türkiye’de kendini ilerici, solcu, devrimci, milliyetçi, ulusalcı olarak tanımlayan kesimlerin kavga etme lüksü yoktur.
Memleket yoğun bir buhran altında kurtuluş beklemektedir. Bize düşen el ele verip, Kemalist devrimin kazanımlarına sahip çıkmak ve daha fazlasını yaratmaktır. Ancak bu şekilde Türkiye ve mazlumlar dünyası huzura erecektir.
24 Mart 2013, Gerçekgündem
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder